Kölelik ve Eğitim
Helen toplumundaki eğitim atmosferini anlamamız açısından, nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan kölelerin durumunu da değerlendirmemiz gerekir. Helen eğitimini fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki başlıkta ele alırsak, köleler ikisinden de kolay kolay yararlanamamıştır. Kölelerin Helen sosyal yaşantısındaki önemi yadsınamaz ve bu yönü itibari ile, diğer çağdaşı olan kültürlerden çok farklı bir yapıya sahip değildir. Ekonomide ve dolayısıyla sosyal yapıda hayati görevler üstlenen köle sınıfı, kendi hâline bırakılamayacak bir konumdadır. Eğer elimizi vicdanımıza koyup bir karşılaştırma yaparsak, günümüzün kapitalist toplumlarında var olan “orta ve alt sınıflar” ile eski çağların köle sınıfı arasında pek çok benzerlik bulabiliriz. Burada amacımız mevcut yaraları kaşımak olmadığına göre, biz en iyisi konuyu antik dönem ile sınırlayalım.
Helen kültüründe en sert ve sınırları keskin çizilmiş köle sınıfı, Sıparta örneğinde görülür. Sıparta yurttaşı, varlığını büyük ölçüde köle/hizmetli sınıfı üzerinden gerçekleştiriyordu. Üretimin neredeyse tamamı köle sınıfı tarafından yapılıyordu. Sıpartalılar ticaret, çiftçilik ve zanaat işleri ile uğraşmazlardı. Tamamen kent yönetimine odaklı, askerî bir hayat tarzına sahiptiler. Yurttaş sınıfından daha kalabalık bir “hizmetli” topluluğu bulunduğu için -özellikle tarımda çalışan Helotlar en kalabalık kesimdir- içselleştirilmiş askerî yaşam tarzı bir zorunluluktu. Düşman yalnızca dışarıdan değil, bir ayaklanma şeklinde içeriden de gelebilirdi ve bu yüzden Sıpartalı yurttaş, ancak savaş sanatında üstün olursa ayakta kalabileceğini iyi biliyordu. Sıparta ve benzeri kentlerde, mevcut düzen aşağı yukarı bu çerçeve içine giriyordu. Politik ve ekonomik bakımdan dış dünyaya açık Helen kentlerinde ise köle sınıf çok farklı olanaklar elde edebiliyordu. Yaptıkları işe ve bulundukları kentin siyasi, sosyal geleneklerine bağlı olarak farklı koşullara sahiptiler. Örneğin, Atina kentinin önemli bir gelir kaynağı olan gümüş madenlerinde, pek çok köle zor koşullarda çalışıyordu. Dolayısıyla, Sıparta dışında da, kölelik, kentlerin önemli bir üretim gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan, Atina gibi demokratik unsurlara sahip ve dış dünya ile ilişkileri yoğun kent merkezlerinde kölelerin durumu o kadar vahim değildi. Bir köle için, yurttaşlık sıfatına sahip bir efendinin yakın hizmetinde olmak demek, pek çok nimetten yararlanmak anlamına geliyordu. Helen tarihinde, kayda değer köle ayaklanmaları veya hoşnutsuz köleler ile ilgili olaylara pek rastlamayız. Bu husus farklı yorumlara açıktır ama kabul etmemiz gerekir ki kent dışında bir yaşam, oldukça maceralı ve belirsizlikler ile doluydu. Köle olarak yaşansa bile, kentin sağladığı imkânlar çoğu zaman daha çekici gelmiş olmalıdır. Helen kültüründeki kölelik sistemi, çağlar boyu süregelen ve bugün dahi kökü kazınmamış olan bu düzenin ayrıcalıklı bir sayfasını oluşturur.
Helen kent devletlerinde, kölelerin sosyoekonomik önemi ile ilgili bir farkındalığın var olduğunu ileri sürebiliriz. Daha önce değindiğimiz, Zenofon'un eseri olan Oykonomikos'ta, Ishomahos ile genç eşi arasında bir konuşma geçmektedir. Bu diyalogda, bir köleye nasıl davranılırsa ona göre karşılık alınacağı açıkça vurgulanır. Benzer ifadelere başka metinlerde de rastlamak mümkün. Bu belgeler üzerinden bir yorumda bulunmak gerekir ise, kültürel yapıya zarar vermeden, köle-efendi ilişkisini sürdürebilmenin yolları üzerine kafa yorulduğunu ve buna yönelik ahlaki değer yargılarının geliştiğini varsayabiliriz. Helenler, yalnız estetik ile ilgili değil ahlaki konularda da, ellerinden geldiği kadar mükemmel olanın arayışı içerisindeydi.
O halde, antik Helen toplumunun kavramlar dünyasına tekrar uzanalım ve bağlantılı bazı noktalara odaklanarak kafamızdaki tabloyu netleştirelim. Unutmayalım ki kavramlar, bizim daha önce fark etmediğimiz veya düşünmediğimiz kapılardan geçmemize olanak sağlarlar. Şimdi biraz şeytani konulara girmek ufuk açıcı olabilir.