Assos Taşındaki Esrarengiz Canlı

 

Son örneğimiz için tekrar Ege kıyılarına dönüp Assos'a uğrayalım. Gözümüzün çok aşina olduğu bir canlıdan bahsedeceğiz. Assos'ta nereye baksak onu görebiliriz. Hemen hemen her Assos taşı üzerinde değişik renk, doku ve biçimde bulunmaktadır. Genelde yanlış bir şekilde onları “taş yosunu” olarak nitelendiririz oysa “liken” adı ile bilinirler. Liken, şimdiye kadar üstünkörü de olsa değinmeye çalıştığımız ortak yaşam, genetik alış veriş ve melezleşme gibi kavramlar ile yakından ilgili bir canlıdır. Liken, birden fazla canlının bir araya gelmesi ile oluşur. Mantar'ın yosun veya kiyanobakteri (Türkçe'de siyanobakteri olarak yazılıyor ama latince bir sözcüğün İngilizce okunuşu temel alındığı için hatalı bir yazım şekli) ile (veya üçü birlikte) bir tür ortak yaşam kurması sonucu liken meydana gelir. Bu o kadar ileri düzeyde bir ortak yaşam biçimidir ki liken oluşturan mantarlar kendi başlarına doğada var olamazlar. Yosun ve kiyanobakteri fotosentez yapma yeteneğine sahiptir ve mantar onların ürettiği besinlerden yararlanır. Buna karşılık mantar da yosun ve kiyanobakteriyi dış koşulların zararlı etkilerinden korur. Ayrıca mantar, ortaklarının ihtiyaç duyduğu nem ve yararlı mineralleri elde etmelerine de yardımcı olur. Genetik düzeyde bir iş birliği de mevcuttur.* Liken üreyebilen ve böylece özelliklerini sonraki nesillere aktarabilen bir canlıdır. Farklı organizmaların beraberce yeni bir canlıyı oluşturması, liken örneğinde, doğanın büyüleyici bir gerçeği olarak karşımıza çıkar çünkü liken, kendisini oluşturan organizmalardan daha karmaşık ve dayanıklı bir bireşimi temsil eder.** Aynı taşın üzerinde bulunan likenlerin bile farklı genetik ve biyolojik özellikleri taşıyor olması olağan bir durumdur. Hangi tür mantarın hangi yosun veya kiyanobakteri ile iş birliği içinde olduğuna bağlı olarak birbirinden çok farklı yapılar ortaya çıkabilmektedir.* Tam da bu yüzden geleneksel yöntemler ile liken türlerini adlandırma konusunda epey zorluk çekilmektedir. Bitki olarak tanımlanıp tanımlanmayacaklarından tutun da liken türlerinin birbirlerinden neye göre ayrılacağına kadar bilimin sınıflama yöntemlerini zorlayan çapraşık durumlar söz konusudur. Bu da bize çok açık anlatmakta; birlikte yaşama konusunda doğa sınırsız bir eli açıklığa sahip aslında.

"Bir ders var likenlerden öğreneceğimiz, apaçık ortada olanı görmeliyiz; üç ayrı dünyadan canlı, düşünmeden konuşmadan tek vücut olabiliyorsa yaşamak adına, aklı ve diliyle övünen insan neden yok eder birbirini bir hiç uğruna!"

Buraya kadar anlattıklarımız, yalnızca basit bir benzetme yapmak içindi. Canlılar dünyasında genetik düzeyde gerçekleşen ortak yaşam (simbiyosis) ve iş birliği (alışveriş) olgusu üzerinde durmaya çalıştık. Simbiyosis, Helen dilinde sün (Batı dillerinde syn olarak yazılıyor, 'birlikte' anlamında) ve biosis (yaşamak) sözcüklerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Birlikte yaşamak, birlikte var olmak, yalnızca canlılar dünyasına özgü değildir; bilgimiz dâhilindeki tüm maddelerin arasında gerçekleşmekte olan evrensel bir olgudur. Örneğin, Miller ve Urey'in yaptıkları ünlü deneyde, metan, su ve amonyak içeren bileşik ısıtılır ve elde edilen buhar elektirik akımına maruz bırakıldığında ortaya çıkan sonuç yaşamın temel taşlarından biri olan amino asitlerdir.** Artık biliyoruz ki maddeler arasında yeni ortaklıkların kurulması sayesinde evrende gözlemlediğimiz canlı ve cansız tüm oluşumların varlığı mümkün olmaktadır. İnsan ve uygarlık kavramı arasında kurduğumuz benzeşim, bu evrensel olgunun küçük (hayal edemeyeceğimiz kadar küçük) bir yansıması yalnızca.

Özel olarak canlılar dünyasına odaklandığımızda görüyoruz ki en ilkel olanından en karmaşığına kadar tüm organizmalar, geçmişte ve bugün, birbirlerinin varlığından güç almaktadır. Çok yönlü işlevsel organizmaların evrimi ancak bu şekilde bir gerçeklik kazanmıştır. Uygarlık olgusunun da aynı şekilde, farklı kültürlerin bir araya gelip yeni bir bütün oluşturması ile gerçekleştiğini vurgulamaya çalıştık. Uygarlığı bir organizmaya benzettiğimize göre bu karmaşık yapının “ancak” kültürel düzeyde bir simbiyosis sonucu ortaya çıkabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bundan dolayıdır ki hiçbir uygarlık tek bir kültür, etnik yapı veya kavmin eseri değildir. Özet olarak hiçbir medeniyet “saf” değildir.