Helen Kültürü, Kazı Bilim ve Batı
Helen Uygarlığı’nın ana nüvelerinden birine değinme sözümüzü artık yerine getirebiliriz. Özellikle, Aristoteles gibi antik dünyanın en önemli eğitimcilerinden birini ele almışken, Helen dünyasındaki eğitim kültürünün vurgusunu yapmamak olmaz. Buna girişmeden önce, Helen etkisinin günümüze kadar ulaşmasını sağlayan süreçleri kabaca belirtmek, önümüzü aydınlatacaktır.
Batı dünyasında, özellikle Rönesans ile birlikte, antik kaynaklara bir geri dönüş yaşandı. Köken ve kimlik sorunları, Yeniden Doğuş'un (Rönesans) bir ödülü olarak, kendine asil bir geçmiş bulmaktaydı. Rönesans ile iyice yaygınlık kazanan tarihsel bakış alışkanlığı artık kendine mitolojik olmaktan çok, somut bir geçmiş inşa etme arzusu duyuyordu. Bu süreç, kendine güveni artan Avrupalı toplumların, kökenlerini antik Yunan’da bulmaları ile sonuçlandı. Avrupa'daki kültürel kimliklerin biçimlenmesinde önemli yeri olan bu yaklaşım, mimariden edebiyata, felsefeden sanata kadar geniş bir yelpazede etkili olmuş ve büyük izler bırakmıştır. Belirtmek gerekir ki, köken kabul edilen bu geçmiş, oldukça kuvvetli bir şekilde sahiplenilmiştir ama her aşamasının sağlıklı ilerlediği söylenemez. Tarihsel değerlendirmelerdeki veri ve yöntem bilgisi eksikliği, biraz da politik kaygılarla birleşince, geçmişi tahrif etmek kaçınılmaz olmuştur. Sahiplenilen geçmişe gölge edebilecek başka unsurlar tereddütsüz yadsınmıştır. Sürecin bu şekilde gelişmesi, antik Helen kültürünün mucize olarak algılanmasını beraberinde getirdi. Kendi köklerini antik Helen kültüründe bulan Avrupa, kendisini aynı Helenler gibi eşsiz ve çağdaşları ile kıyaslanamaz bir uygarlık düzeyinde görmeye başlamıştı.
Bu aşama, salt antik kültüre öykünen veya onu taklit etmeye çalışan değil, yeni bir kültür anlayışının filizlenmesi olarak da yorumlanabilir. Batı’nın, Helen hayranlığını aşarak, kendi karakterini oluşturmaya başladığı bir dönemdir bu. Bununla birlikte, antik Ege’nin köken olma vazifesi devam etmekteydi. Ortaya çıkmaya başlayan bu dik duruşun, Batılı iki önemli düşün insanının söyleminde nasıl somutlaştığını görelim:
“İnsanların antikite hakkındaki görüşü son derece yanlış ve kelimenin aslıyla tamamen ilişkisizdir. Dünyanın büyük çağı ve yaşlılığının eskilerin çağı olan o gençlik çağlarına değil de zamanımıza atfedilmesi durumunda gerçek antikiteden söz edilebilir ancak. O çağ, bizimkine göre eski ve daha yaşlıydı ama dünyanın kendisine göre yeni ve daha gençti. Bunun gibi, nasıl ki gördüğü, işittiği ve hakkında kafa yorduğu şeylerin niceliği, çeşitliliği ve deneyimi bakımından yaşlı bir insanın genç bir insana göre beşeri işler hakkında daha iyi bir bilgiye ve daha sağlam bir yargıya sahip olmasını bekliyorsak, aynı şekilde (eğer o kendi güçlerini tanımak, tecrübe etmek ve anlamak istiyorsa) çağımızdan da eski çağlara göre daha çok şey beklemek meşru bir şeydir; bu çağ sonsuz deneyim ve gözlemlerle güçlenmiş ve zenginleşmiş dünyanın yaşının önemli bir uğrağını oluşturuyor çünkü.”
(F. Bacon, Novum Organum)
“...Bizim eskiler diye adlandırdıklarımız, gerçekte, her bakımdan yeniydiler ve doğrusu şu ki insanlığın çocukluğunu oluşturuyorlardı; imdi, madem ki onların bilgilerine sonraki asırların deneyimini ilave etmişiz, o hâlde başkalarında saygı duyduğumuz şu antikiteyi/eskiliği kendimizde bulabiliriz.”*
(B. Pascal, Boşluk Üzerine İnceleme’ye Önsöz)
Söz konusu satırlar, neredeyse Antik Çağ’dan beri devam eden, bin yıllık hâkim tarih algısının tepetaklak olduğunu göstermektedir. Ergenlik çağındaki erkek çocuğun, babaya başkaldırışıdır bu. Batı’nın hissetmeye başladığı üstünlük duygusu boş yere değildir. Yukarıda alıntıladığımız sözlerin içinde saklı özgüven, somut nedenlerden kaynaklanıyor olsa gerek. Geçmişi, bir diğer ifade ile “geleneği” hakir görmek, aslında bugünü hakir görmektir ve ancak bugünü yetersiz kabul ettiğimizde daha iyisi için çaba sarf etmeye başlarız. Bu önemli ayrıntı, insanın yüz binlerce yıl aynı taş aleti üretip kullanmasına neden olan kültürel atmosfer ile, bugününden memnun olmayan ve sürekli kendini yenileme ihtiyacı duyan bakış açısı arasındaki en temel farkı oluşturur.
Batı’da ortaya çıkan kazı bilim de, doğal olarak böyle bir tarihsel algılayış ve koşullar içinde doğmuştur. Eldeki verilerin azlığı, büyük merak konusu olan ve üstüne üstlük kendi tarih köklerini bağladıkları bu medeniyeti, gerçekçi bir şekilde anlamalarını güçleştiriyordu. Kültür denilen toplumsal olgunun ortaya nasıl çıktığını ve hangi ilkeler ışığında geliştiğini inceleyecek bir bilimsel birikim oluşmamıştı. Sağlam kalmış antik metinler ve bunlara yapılan yorumlar dışında bir kaynak mevcut değildi. Dolayısı ile, bir kültürün, kendinden sonraki devirleri bu kadar uzun süre ve yoğunlukta etkileyebilmesinin nasıl mümkün olabildiği pek anlaşılamadı. Aristotelesçi bir yaklaşımla ifade etmek gerekirse, bu başarının “özü”, tam anlamı ile kavranamadı. Bunun yarattığı kafa karışıklığının günümüzde hâlen çeşitli şekillerde devam ettiğini belirtmekte fayda var.
Kazı bilimin gelişmesiyle birlikte, Helen Uygarlığı'nın veya herhangi başka medeniyetin yoktan var olmadığı, bağlantılı olduğu diğer kültür ve coğrafyaların bir karışımı olarak gerçeklik kazandığı daha tutarlı kavranır oldu. Sosyal bilimlerin geldiği nokta, özellikle medeniyet seviyesine erişmiş kültürlerin ortaya çıkmasını sağlayan ana etkenin, farklı toplumların karışması olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla beraber, Helen Uygarlığı’nın bazı araştırmacıların ileri sürdüğü üzere, bir “mucize” olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız hemen belirtmekte fayda var, bu mucize ilahî veya doğaüstü değil, tam tersine sonuna kadar insan elinden çıkma ve bir o kadar da doğaldır. Maalesef, ifade etmek istediğimiz bu “doğal” mucizenin içerdiği önemli ayrıntılar göz ardı edilmektedir. Aslında gerçek tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyor. İhtimaldir ki, antik edebiyat, mimari vs. üzerine dikkatimiz fazlaca odaklandığı için, anlayışımızın önüne bir perde çekilmektedir. Bu yüzden, Ege’nin bağrındaki bu küçük toplulukların başardığı temel bazı noktaları gözden kaçırıyoruz. Ya da daha vahimi, felsefeyi öğrendiğimiz bu insanlara, felsefenin gözü ile bakamaz hâle gelmiş olabiliriz!