Aristoteles ve Aleksandıros'un Ardından

 

Assos, Diyadohoy* (Vekiller, halefler anlamında) Dönemi'nde, bölgeyi işgal eden Galyalıların (Galatlar) eline geçti. Bu topluluklar, Çanakkale’den Makedonya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, 60 yıl kadar egemenliklerini sürdürdüler. Germen ve çoğunlukla Kelt toplulukların oluşturduğu bu göçmenler, ilerleyen zamanda, Orta Anadolu'nun uzun bir süre “Galatya” olarak anılmasına vesile oldular. Tamamen çıplak ve ölümüne bir cesaretle savaşan bu halk**, Orta Avrupa'dan gelmiş ve Anadolu'da rastladıkları ana tanrıça kültü ile kendi inançları arasında bir yakınlık kurmuştu.*** Galatların Batı Anadolu'da egemenliği kaybetmesi, Bergama kırallığının güçlenmesiyle gerçekleşti. Assos, M.Ö. 241’de, Evmenes ve Atalos ile işbirliği yaptı. Haraç vermeyi reddeden kentler, Galyalılar’ı bölgeden çıkartmayı başardılar. Galatlar asıl büyük yenilgiyi ise, M.Ö. 216’da Arisbe yakınlarında aldı. Assos, Bergama kırallığının etki alanına girdi. Galatlar, Angora kentini (Ankara) başkent yaptıktan sonra, Anadolu içlerinde siyasi ve askerî güçlerini muhafaza etmeye devam ettiler. Bergama kırallığı, M.Ö. 133’te III. Atalos’un vasiyeti sayesinde Roma’nın egemenliğine geçince, Assos da aynı kaderi paylaştı.

Roma dönemi, Assos’un “kent olarak” gelişimini oldukça olumlu etkilemiştir. Özellikle “Roma Barışı” (Paks Romana) döneminde, Anadolu’daki pek çok kent gibi Assos’un da “zenginleştiği” anlaşılmaktadır.

Germen kabilelerine karşı kazandığı zaferlere ödül olarak (M.S. 17), genç Germanikus’a, Roma Senatosu tarafından Doğu eyaletlerinin yöneticisi ünvânı verildi. Karısıyla birlikte yöneticisi olduğu toprakları ziyaret eden Germanikus, o zamanlar Roma’nın kuruluşuyla köken bakımından ilişkisi olduğu düşünülen Turoya (Turuva) kentini ve daha sonra da Assos’u ziyaret etmiştir. Özellikle Assos’ta “yeni tanrı” olarak karşılanmıştır. Gösterilen bu tutum üzerinde durmaya değerdir. Üç asır önce, kendisini ilahlaştırdığı için tepki gösterilen Aleksandıros'un mirası, anlaşılan o ki benimsenmiştir. Bırakın bir insanın ilahlaştırılmasını, tiranlığına bile tahammülü olmayan Helen bakış açısı, aradan geçen sürede tam tersi istikamette yol almış görünüyor. Söz konusu durum, Helen toplumunun geçirdiği köklü değişimleri çarpıcı bir şekilde yansıtmaktadır.

M.S. 37 yılında, Germanikus’un en küçük oğlu Gayus Kayzar (Kaligula*) imparator ilan edildi. Bu gelişme, Doğu’da yeni bir dönemin başlangıcı sayıldı ve dolayısı ile çeşitli kutlamalar gerçekleştirildi. Assos kenti, 5 kişilik bir heyet gönderdi. Elçiler Roma’da Jüpiter Kapitolinus’a kurbanlar keserek, imparatora olan saygılarını gösterdiler.

Assos, Hıristiyanlığı en erken kabul eden Batı Anadolu kentlerinden biridir. İsa’nın havarilerinden Pavlos ve Lukas’ın Assos'u ziyaret etmeleri, kentin Hıristiyanlaşması bakımından önemli bir rol oynamış olabilir. Midilli'ye gitmek üzere karadan yürüyen Pavlos, Aleksandırıya Turoğas’tan Assos’a gelir ve kentte geceler. Daha sonra Lukas ile buluşur ve gemiyle Lesbos (Midilli) adasına geçerler. Anadolu’dan ayrılan havariler, Avrupa’da Hıristiyanlığı yaymaya koyulurlar. İncil’de bahsedilen bu yolculuk, Avrupa’nın Hıristiyanlaşması sürecinde sembolik bir yer edinmiştir.

Hıristiyanlık nasıl bu kadar etkin bir konuma gelebildi? Bu konuya değinmek üzere, Assos'lu Kıleğantes'ten bahsederek başlayalım işe.