Hermeyas'ın Kaderi ve Aristoteles'in Serüveni
Hermeyas, M.Ö. 345 yılına kadar bölgede bağımsızlığını sürdürdü. Daha sonra ise Pers ordusunun generali Rodoslu Memnon tarafından, dostça gözüken bir davet neticesinde aldatılarak esir edildi. İşkence edilen Hermeyas, sorgulanmak üzere Pers başkentine yollandı ve orada çarmıha gerildi.
Hermeyas, eğer felsefeye olan merakını en azından yakın tarihe de göstermiş olsaydı, bu kalleş tuzağa düşmeyebilirdi. Perslerin hasımlarını toplantı bahanesi ile kandırıp idam etmesi yeni bir taktik sayılmazdı. Konu ile ilgili, ünlü tarihçi ve paralı asker Kısenofon'a kulak vermiş olsaydı, belki kaderi onu başka yerlere götürebilirdi.
Kısenofon, Pers kıralı Artakserkses'in tahtına göz dikmiş olan Küros'un kurduğu karma orduya katılmıştı (M.Ö. 401). Ordu içerisinde 10.000 Helen kökenli paralı asker bulunuyordu. Babüloniya yakınındaki savaşta Küros'un ölmesi nedeni ile tahtı ele geçirme girişimi suya düştü. Başıboş kalan Helen ordusu, yabancı bir coğrafyada ne yapacağını bilemez hâle geldi. Helen kuvvetlerinin lideri Sıpartalı general Kılerkos, aynı Hermeyas'ın başına geldiği gibi, barışçıl görünen bir toplantı sırasında Persler tarafından öldürülünce, ordu geri dönme kararı aldı. Yol boyunca başlarından geçenler, Kısenofon'un “Anabasis” adlı eserinde yalın bir şekilde anlatılmaktadır. Kısenofon'un bu eseri, günümüze ulaşmış önemli antik metinlerden biridir. Küçük Asya ve Pers coğrafyası ile ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir. Aleksandıros'un doğu seferini tasarlarken başvurduğu başlıca kaynaklardan biri olduğu ileri sürülür. Hermeyas, Anabasis'i okumuş muydu veya bu olayla ilgili söylencelere kulak kabartmış mıydı? Belki tehlikeyi sezmişti ama bıçaksırtı bir dönemde, fazla seçme şansı yoktu. O davete ne maksatla katılmıştı ve nasıl bir beklenti içindeydi, bilemeyeceğiz. Sonuç olarak, Hermeyas'ın elindeki kartları yanlış oynaması, ona pahalıya patlamıştır.
Bir tiran olarak Hermeyas, kötü bir üne sahipti. Helenler özgürlüklerine fazlasıyla düşkün olduklarından, bütün güçleri elinde tutan bir yöneticinin varlığından rahatsızlık duymaları doğaldı. Hermeyas'ın hayatı ve simgelediği karakter, Helen kültüründe yer etmiş önemli bir değer yargısına karşılık gelir. Sözünü ettiğimiz bakış açısı, tiranlara ve tiranlığa olan düşmanlıktır. Bu yaklaşım Roma siyaset anlayışına da sirayet edecektir ancak çok geçmeden imparatorların tarih sahnesine çıkması ile Romalılar iyi birer miras yiyici olduklarını gösterirler. Roma tarihi, Doğulu tiranlara taş çıkartan örnekler ile doludur.
Her şeye rağmen Hermeyas, gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan birinin derin sevgisini kazanmıştır. Aristoteles, Hermeyas’ın ölüm haberini Lesbos Adası'ndayken alır. Aristoteles için Makedon ajanı yakıştırmaları yapılmış olsa da, onun Hermeyas’ı bir siyasi maşa olarak kullanmış olduğunu söylemek haksızlık olacaktır. Bu düşünceyi destekler şekilde, Aristoteles, Hermeyas adına bir ağıt/ilahî* kaleme alır. Ayrıca ünlü Delfi Tapınağı’na Hermeyas’ın bir heykelini koydurtur. Asla tam olarak bilemeyeceğiz ama Aristoteles'in belki de Hermeyas ile ilgili bir vicdan muhasebesi yaptığını da düşünebiliriz. Bu tutumu, daha sonra ona karşı bir silah olarak kullanılacaktır.
Bu arada Hermeyas’ın mührünü ele geçiren kurnaz Memnon, onun ağzından, Assos ile birlik olan diğer kent devletlerine mektuplar gönderir. Damgalı mektuplarda, egemenliğini büyük kıral Artakserkses’e devrettiğini bildirmektedir. Böylece Assos ve diğer kentler hiç savaşmadan Perslerin eline geçer.
Ege kıyılarındaki bu sürükleyici serüvenden sonra Aristoteles, Makedon Kralı II. Filipos’tan, oğlu Aleksandıros’a (geleceğin Büyük İskender'i) hocalık etmek üzere bir davet alır. Bunun üzerine Miyeza'ya giden Aristoteles, burada Aleksandıros’a ve soylu diğer gençlere yaklaşık 3 yıl hocalık yapar. Bu öğrenci gurubu, ilerde Aleksandıros'un en yakınında yer alacak kişilerden oluşuyordu. Verdiği eğitimin ayrıntılarını bilmiyoruz ama o sırada 13 yaşında olan Aleksandıros’un emin ellerde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira, tarihin büyük bir imparator olarak yazacağı bu genç adamın hocası, kendisine “Bilginlerin Üstadı”* ünvanı verilecek olan Aristoteles’tir.
Aristoteles, Aleksandıros'u bir filozof kıral yapmaya çalıştığı dönem sonrasında Atina’ya gider (M.Ö.335). Kendi felsefi yaklaşımını özgürce öğretebileceği Lükeyon'u kurar. O sırada, öğrencisi Aleksandıros, babasından miras aldığı hayalleri gerçekleştirmek üzere çok önemli sonuçları olacak bir maceraya atılmaktadır. Makedon hanedanlığında veliaht tartışmalarının yaşandığı bir zamanda, Kıral II. Filipos, kızının düğününde öldürülür. Bir anda tüm tartışmalar sona erer ve Aleksandıros henüz yirmi yaşındayken kıral ilan edilir. Hırsı ve zekası ile önce Yunanistan'da hâkimiyeti sağlar. Daha sonra gözünü doğuya özellikle de Pers topraklarına diker. Aristoteles ise, artık Pilaton gibi bir filozoftan yoksun olan Atina'da, felsefe çalışmalarına devam etmektedir. Atina'ya geri dönüp okul açabilmesi, bölgede Makedon hâkimiyetinin varlığına ve “kıralın hocası” sıfatını taşıyor olmasına bağlı görünmektedir. Bu koşullar Aristoteles'e yarar sağladığı gibi düşman da kazandırır.
Hermeyas'ın ardından, Pers hâkimiyeti ancak yedi yıl sürecektir. Batıdan, hem bilgeliğin hem de savaş sanatının incelikleriyle donanmış bir lider, ordusuyla birlikte tarihin seyrini değiştirmek üzere Anadolu’ya geçer. Bugünkü Gelibolu üzerinden Abidos'a ayak basan Makedon ordusu, kısa süre içinde Pers kuvvetleri ile karşılaşır. Pers egemenliği, Gıranikos Çayı (Biga Çayı) kenarında (M.Ö. 334) Aleksandıros’un zaferi ile son bulur. Bu savaşı, tarihin akışını belirleyen önemli olaylar arasında sayabiliriz. Ön saflarda çarpışan Aleksandıros, aldığı darbe sonrasında ölümle burun buruna gelir. Aleksandıros'un ölümü, kuşkusuz pek çok şeyi değiştirirdi. Diğer taraftan, bu savaşın bir diğer kilit ismi ise, Persler adına çalışan Rodoslu Memnon'dur. Kurnazlığı ile ün salmış bu paralı asker, başarılı bir komutandı.
Memnon elbette bir istisna değildi; Pers ordusunda çok sayıda Helen kökenli asker bulunuyordu. Özellikle Helen Yarımadası'nın (bugünkü Yunanistan) güneyinde yer alan şehir devletlerinin pek çoğunda paralı askerlik yapan yurttaşlar mevcuttu. Örneğin, Lakoniya bölgesindeki şehir devletleri, başta Sıparta olmak üzere askerlik konusundaki hünerleri ile ünlüydü. Bu kentlerin yurttaşları, Atina'daki veya İyonya bölgesindeki (Batı Anadolu) Helenlerden farklı olarak ticaretten pek hoşlanmıyordu. Onlar için en önemli meslek askerlikti. Benzer anlayışa sahip başka Helen kentleri de vardı (örneğin bazı Tırakya kentleri). Bu şehirlerdeki üretim çok zengin bir çeşitliğe sahip değildi ve büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Bu nedenle sıklıkla ekonomik sorunlar baş gösteriyordu. Böyle bir sosyal yapının ayakta kalabilmesi için hiç istemeseler de ticaret ile uğraşmaları şarttı. Satabilecekleri en iyi ürün ise, kuşkusuz, askerlik konusundaki yetenekleriydi. Başka devletler için paralı askerlik yapmaya başladılar ve bu neredeyse bir gelenek hâline dönüştü. Öyle ki, pek çok savaşta Helen paralı askerleri karşı karşıya geliyordu. Gıranikos Savaşı da bunlardan biriydi. Pers imparatoru için çalışan Memnon, bu askerlerin en kıdemlilerinden biri olarak Helen kökenli birliklere komuta ediyordu.
Persler, Batı'dan gelen tehlikeyi fark edince, nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda farklı görüşler ortaya çıktı fakat Aleksandıros'u durdurmak için en mantıklı öneriyi Memnon ileri sürdü. Makedon ordusunun erzak yönünden kısıtlı imkânlara sahip olduğunu biliyordu. Aleksandıros, sefer uzun sürecek olursa, bu durumu karşılayacak maddi imkânlara sahip değildi. Makedon kıralı ya hep ya hiç taktiği uyguluyordu. Bu nedenle ilk hedefi, olabildiğince hızlı bir şekilde Pers kuvvetlerini bozguna uğratmak ve böylece Anadolu'daki güçlü Helen merkezlerini kendi tarafına çekmekti. Rakibinin niyetini iyi okuyan Memnon, Aleksandıros'un Anadolu'da ulaşabileceği tüm besin kaynaklarını yakıp, Pers donanmasını kullanarak savaşı Makedon topraklarına yönlendirmeyi teklif etti. Pers satrapları* bu öneriyi çok maliyetli ve korkakça bulmuş olmalılar ki başka bir yol izlemeyi tercih ettiler. Onlar doğrudan Aleksandıros'un karşısına çıktı. Çetin bir mücadelenin ardından Pers kuvvetleri bozguna uğradı ve pek çok satrap savaş sırasında öldü. Tam da Aleksandıros'un istediği gibi hareket etmişlerdi. Bu arada kurnaz Memnon, Pers süvarileri bozguna uğrayınca savaş alanından çekilmeyi tercih etti. Önceden mi tasarlamıştı yoksa yenilgiyi gördüğü için mi savaş alanından ayrıldı, bunu tam olarak bilemiyoruz. Satraplar onu dinlememişti, bu bir etken olabilir ama belki de bu kurnaz komutanın daha derin düşünceleri vardı.
Satranç oyununda “gambit” adı verilen bir kavram, Memnon'un kurnazlığını anlamakta bize yardımcı olabilir. Gambit, oyunda taş feda etmek sureti ile, girişimi (inisiyatifi) ele geçirmek veya rakibe nazaran daha üstün gelişim göstermek için yapılır. Gıranikos'tan çekilen Memnon da, Aleksandıros'a bir tür gambit taktiği uygulamıştı. Pers kıralı, Memnon'un haklı çıktığını görmüştür ve Makedon kuvvetlerini durdurması için ona daha fazla yetki verir.
Bu sırada Aleksandıros, Batı Ege'den güneye doğru ilerlemekteydi. Lüdya'nın başkenti olan Sardes kentini ele geçirmesiyle maddi kayıplarını önemli oranda kapatan Makedon kıralı, Efesos ve Miletos şehirlerini de hâkimiyeti altına aldı. Pers vergilerini kaldırması ve Helenler için önemli kült merkezlerini tekrar ayağa kaldırması sayesinde itibarını yükseltti. Pers tarafında ise artık Memnon'un sözü geçmekteydi. Daha önce önerdiği gibi Pers donanması Ege'ye kaydırıldı. Aleksandıros'un ilerleyişini yavaşlatmak ve donanmaya zaman kazandırmak amacıyla, Memnon, Halikarnassos (bugünkü Bodrum) kentine geldi ve burayı olabildiğince uzun savunmak için hazırlık yaptı. Amacına da ulaştı; çünkü Aleksandıros ancak büyük kayıplar verdikten sonra kentin surlarını aşabildi. Makedonlar hem zaman hem de asker kaybettiler. Aleksandıros'un Perslere nazaran kayda değer bir donanma kuvveti yoktu. Bu nedenle Halikarnassos'un savunmasını zor da olsa delen Makedonlar, Memnon ve askerlerinin deniz yolu ile kaçmasını seyretmek zorunda kaldılar. Halikarnassos'taki direnişin ardından, Memnon karşı atağa geçti. Bu gambit oyununda, Anadolu toprakları görünürde feda edilmekteydi. Diğer yandan, Memnon komutasındaki Pers donanması, Ege adalarını ele geçirmeye başladı. Dahası, Memnon, Makedonların hâkimiyetinden hiç de hoşnut olmayan Sıparta'yı işbirliği yapmaya ikna etti. Bu yeni oluşum, Makedon topraklarında büyük bir tehlikenin doğması demekti. Persleri anavatanlarına kadar kovalamaya kararlı Aleksandıros, hayallerinin peşinden giderken, elindeki kırallığı kaybetme ihtimali ile karşı karşıya geliyordu. Helen şehirleri ve Persler birleşirse, Aleksandıros'un doğu seferini sürdürmek için gerekli destek hattı kesilecek, umutsuz bir durum ortaya çıkacaktı. Aleksandıros, ya beklemek ya da geri dönmek zorundaydı. Pers İmparatoru boş durmuyor, kendi savunması için büyük bir ordu topluyordu. Bu sırada her şeyi değiştirecek, beklenmedik bir gelişme yaşandı. Makedon kıralı gözü kara olduğu kadar talihliydi de. Memnon, Assos'un hemen karşısında bulunan Lesbos (Midilli) Adası'ndaki Metümna kentini (Midilli adının kökeni) kuşattığı sırada hastalandı ve öldü. Onun yerine yeğeni geçti ama Memnon kadar kurnaz ve yetenekli bir asker değildi. Buna rağmen Ege'deki donanmanın varlığı Aleksandıros'u rahatsız etmeye bir süre daha devam etti. Kısa süre içinde Makedonlar, Pers donanmasının konuşlandığı liman kentlerini ele geçirdiler ve böylece bu tehlike de bertaraf edilmiş oldu. Satranç dili ile ifade edersek, kabul edilmiş gambit oyunu kazanılmıştı.
Olayların bu noktadan sonraki seyri herkesin malumudur. Makedon ve Pers güçleri arasında bir büyük savaş daha oldu. Pers imparatoru için ölüm kalım savaşıydı bu. Çok büyük bir ordu toplamıştı ancak geçmiş hatalarından gerekli dersi çıkarmakta başarılı olamamıştı. Pers imparatoru, içine düştüğü durumun da etkisiyle, emrindeki Helen kökenli üst düzey askerlerin önerilerine kulak asmaz oldu. Oysa Makedon ordusunun özelliklerini en iyi bilen onlardı. Böylece Persler sayıca üstün olmalarına rağmen, taktik hatalar sonucu son savaşı da kaybettiler. Pers İmparatorluğu sona erdi ama Makedon kıralın hayalleri Pers diyarının da ötesine uzanmaktaydı. Yeni genç imparator, doğuya doğru ilerlemeye devam etti.
Aleksandıros'un, gerçekleştirdiği bu uzun ve önemli sefer sırasında, canlı türleri, el yazmaları vs. gibi konularda hocası Aristoteles için araştırma yaptırdığı söylenir. İlerleyen zaman içerisinde, öyle görünüyor ki, aralarındaki ilişki dostane devam etmemiştir. Aleksandıros'un doğuda elde ettiği başarılar, ona büyük bir güç sağlamış fakat aynı zamanda onu etrafına karşı aşırı şüpheci biri hâline getirmiştir. Yapılmasını emrettiği uygulamalar nedeni ile yakın çevresinden tepki görmüştür. Yabancı topraklarda olmanın zorluğu da buna eklenince, kendini derin bir paranoya içinde bulduğunu tahmin edebiliriz. Aristoteles'i yanında gelmesi için davet etmiş midir bilmiyoruz ama ünlü filozof, akrabası genç Kalistenes'i Makedon kıralına önermiş olmalı. Kalistenes, Aleksandıros'un doğu seferine, onun resmi tarihçisi olarak katıldı. Kişilik olarak sözünü esirgemeyen biriydi. Aleksandıros'u eleştirmekten geri durmadı ve özellikle onun “etek öptürme” (purosikünesiz*) uygulamalarına karşı olanların başında yer aldı.** Aleksandıros, Doğu ve Batı geleneklerini harmanlamayı hayal ediyordu ama bir liderin insanları “kul” olarak görmesi veya kendini ilah yerine koyması Helen anlayışına tamamen tersti. Özellikle Helen eğitim ve anlayışını idrak etmiş olan yakın çevresi ondan kuşku duymaya başlamıştı. Diğer taraftan, Aleksandıros, Helen ve Makedon karışımıydı. Melez olmak, ona yabancı bir durum değildi. Geleneklerin karışması onu korkutmuyordu ama çevresindekiler için aynı şeyi söylemek zordu. Bütün bunların üzerine, Aleksandıros'a karşı bir suikast girişimi ortaya çıkınca, Kalistenes'in de bu ihanette payı olduğunu düşünen imparator, onu hapse attırdı. Kalistenes'in ölümü ile ilgili aktarılanlar farklılık gösterir.*** Nihayetinde, tutsak durumdayken ya hastalıktan ölmüş ya da idam edilmiştir. Aleksandıros'un, Kalistenes ile ilgili olarak Aristoteles'i suçlamış olma ihtimali yüksektir zira filozof ile öğrencisi arasında soğuk rüzgarların estiği anlaşılmaktadır. İmparator, Aristoteles'in rakibi, Akademiya'nın başındaki Kalhedonlu (Kadıköylü) Kısenokrates'e hediyeler göndererek nispet yapmıştır. Bütün bunlar Aristoteles'i ne kadar etkilemiştir bilemeyiz ama öğrenci ve hocanın bir daha yüz yüze görüşmeleri mümkün olmamıştır.
Büyük bir imparatorluk kurmuş olan Aleksandıros, henüz 33 yaşındayken aniden hastalanarak öldü. Doğal nedenler ile mi yoksa zehirlenerek mi öldü söylemek zor ama kendisinden sonra halefleri arasında uzun süren bir paylaşım mücadelesi başladı. Bu süreçte, Turoğas ve Müsiya bölgeleri sıkça el değiştirecektir.
Aleksandıros'un ölümünden sonra, Aristoteles'in Atina'da varlığı tekrar tehlikeye girdi. Büyük Makedon imparatorluğu, yeni bir çağ başlatan bu güç, artık kendi içinde bir iktidar savaşına tutulmuştu. Yönetimin zayıflaması, Helen topraklarında (Yunanistan) başta Atina olmak üzere Makedon hakimiyetine karşı bir isyana neden oldu. Atina'da yabancılara karşı bir nefret dalgası gelişti. İşte tam bu sırada, Aristoteles'in düşmanlarına gün doğmuştu artık. Demofilos ve Evrümedon'un başını çektiği bir takım muhalifler, Aristoteles'e dava açtılar*. Suçlama, dine karşı saygısızlıktı ve aslında siyasi bir saldırıydı. Üstelik, suçlamaya gerekçe olarak ortaya atılan delil, Aristoteles'in üzüntüsü (belki de pişmanlığı) nedeni ile Atarneyos'un tiranı, onu Assos'a davet eden Hermeyas için yazdığı ağıttı. İçeriğinde Hermeyas'ı ilahlaştıran bir söylem yoktu ama o dönemde bu tür metinler ancak tanrı ve tanrıçalara yazılırdı. Bir ölümlü için kaleme alınmış olması, ilahlara eş koşmak veya dine küfür olarak sunuldu. Dine küfrün cezası, Sokrates'in başına geldiği üzere idamdı. Aristoteles, bazı kaynaklara göre (Diyogenes), mahkemede kendini savunmak istedi ve bu amaçla bir metin kaleme aldı. Daha sonra bundan vazgeçmiş olacak ki, “Atinalıların felsefeye karşı ikinci bir günah işlemesini engellemek için” diyerek ve mahkemeyi beklemeden Atina'dan ayrıldı. Annesinin memleketi olan Kalkis'e yerleşti ve kısa süre sonra da orada vefat etti (M.Ö. 322).