Aristoteles’in Assos’ta Geçirdiği Dönem

 

Aristoteles gibi büyük filozofların yetiştiği, dahası, felsefe ve bilimin sistemli yapılara kavuşturulduğu söz konusu kültürel iklimin nasıl doğduğunu iyi çözümleyip, bundan dersler çıkarmak zorundayız. İlk kez Mezopotamya’da insanın yerleşik hayata geçmesi ve sonrasında oluşan tarım devrimi, insan topluluklarının sosyo-ekonomik yönden hızlı sayılabilecek bir evrim sürecine girmesinin de başlangıcıdır. Mezopotamya’da baş gösterip, Anadolu, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa’ya yayılan kent odaklı toplumsal yapı, Helen kültürü ile farklı bir nitelik kazanmıştır. Helen Uygarlığı, miras aldığı kent kültürünün özgün bir türünü yarattığı içindir ki geleceği, yeryüzüne gelmiş diğer pek çok uygarlıktan daha fazla etkilemiştir. İlerleyen satırlarda, bu ayrıcalığın ana nüvelerinden birine değinme fırsatımız olacak.

Batı felsefe ve bilimini, az sayıda düşünüre nasip olacak şekilde etkilemiş olan Aristoteles (ancak Pilaton ile karşılaştırılabilecek bir tesirden bahsediyoruz), en önemli çalışmalarından bazılarını, Assos ve çevresinde geçirdiği zaman diliminde gerçekleştirmiştir. Felsefe öğrenimi görmüş olan Hermeyas’ın, çeşitli düşün insanlarını yönetimi altındaki Assos'a davet etmesi ile birlikte, aydınlık ve üretken bir iklimin oluştuğunu hayal etmek zor değil. Bu noktada, felsefe meraklısı bir yöneticinin kişisel katkısı yadsınamaz; diğer taraftan, kuşkusuz başka nedenler de söz konusuydu. Batı Anadolu, felsefenin “anavatanıdır” ve elbette bu kültürel atmosfer, fikir insanları için bir çekim etkisi yaratıyordu. Batı Anadolu’da filizlenip gelişen, daha sonra gerek ekonomik gerekse siyasi dengelerin değişmesi ile kendine yeni coğrafyalar arayan kültürel iklim, uzun bir zaman bereketini doğduğu topraklardan esirgememiştir. Dolayısı ile, Aristoteles’i Assos’a getiren etken, Hermeyas’ın nazik davetinin yanı sıra, bu coğrafyada mevcut üretken kültürel alt yapı olmalıdır.

Aristoteles’in Assos’a geliş nedenleri arasında, gizli saklı bazı siyasi nedenlerin yattığı da öne sürülmektedir.* Aristoteles Makedon kökenliydi. Bu nedenle, Atina’da geçen yaşamını yurttaş değil bir metik (yabancı) olarak sürdürmüştür. Makedon gücünün Helen kent devletleri üzerinde baskı yaratmaya başlaması ile başta Atina olmak üzere, yabancılara olan nefret giderek artmıştır. Aristoteles’in başına ciddi sorunlar açan bu konuya daha sonra tekrar değineceğiz. Babası Nikomakhos, Aleksanduros'un (İskender) büyük babası Amintas’ın arkadaşı ve saray doktoruydu. Makedon hanedanlığına aileden gelen bu yakınlık, Aristoteles ile de devam etmiştir. Aristoteles’in Atina’dan Assos’a gelişinin, Pilaton’un ölümünden sonra mı yoksa öncesinde mi olduğu çok açık değildir. Bilebildiğimiz kadarı ile ya ölümünden kısa bir süre sonra ayrıldı ya da Pilaton ölmeden hemen önce. Atina’yı terk edişinde, Pilaton’un Akademiya’nın yönetimini Aristoteles’e bırakmamış olması nedenlerden biri olarak gösterilmiştir. Bir başka ileri sürülen varsayım ise, Aristoteles’in, Makedon yönetimi ile ilişkilerde Atina adına elçilik görevi yaptığı gibi, Atarneyos’a da bu çeşit bir siyasi görevle gittiği yönündedir. Pers ve Makedon güçlerinin ticari cennet konumundaki Ege sularına gözünü diktiğini düşünürsek, Makedon yönetiminin Perslere karşı bir tampon bölge yaratma isteği çok yersiz olmayacaktı. Pers İmparatorluğu, dönemin büyük bir siyasi ve askerî gücüydü. Hermeyas’ın, Kuzeybatı Ege’nin tiranı olarak, Perslere karşı tehlikeli bir cesaret gösterisine girmesi, Makedon yönetiminin üstü örtük desteği ile mi olmuştu? Eğer oldu ise, bu gizli destek, gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerden biri olan, Aristoteles işin içine sokularak mı yapılmıştır? Bu sorular üzerinde düşünmek önemli ama bir o kadar da zor; çünkü eldeki veriler kesin yanıtlar vermeyi engelliyor. Yaklaşık iki bin beş yüz yıllık bir bulmaca söz konusu olduğuna göre, tablonun pek açık olmaması doğal karşılanmalıdır.

Tomsın’a göre Aristoteles, Epikuros’u saymazsak, büyük düşünürlerin sonuncusu, büyük bilim adamlarının ise ilkidir.* Gerçekten de, hocası Pilaton’dan farklı olarak, Aristoteles, yaptığı çalışmalarda araştırma ve gözleme büyük önem vermiştir. Olguların araştırılmasına verdiği değer ile Pilatoncu gelenekten ayrılır. Onu bir filozoftan bilim adamına terfi ettiren de yine bu özelliğidir. Gençlik yıllarında babasından dolayı Tıp öğrenimi görmesi, onun felsefi bakış ve araştırmalarını derinden etkilemiş olabilir. Dirim bilime ve nedenselliğe olan ilgisi bu çerçevede açıklanabilir.

Pilaton ile Aristoteles arasındaki farkın belki de en iyi ifadesi, 15. yüzyılın büyük sanatçılarından Rafayel’in “Atina Okulu”** adlı tablosuna yansıyacaktır. Rafayel’in Leyonardo Da Vinci’ye benzettiği Pilaton, hemen Aritoteles’in yanında ve resmin tam merkezine yerleştirilmiştir. Tanınmış önemli filozofların resmedildiği eserde, resmin odak noktasına bu iki büyük düşünürün konmuş olması şaşırtıcı değildir. Her ne kadar Leyonardo’nun çok yönlü karakteri Aristoteles’e daha uygun olsa da, Pilaton’un Leyonardo’ya benzetilmesi, Rafayel’in şahsi düşünce dünyasında, Pilaton’un daha öncelikli bir yere sahip olmasından kaynaklanmış olabilir. Dönemin başlıca düşünce geleneklerine baktığımızda, Pilaton'un fikirlerinin yoğun bir şekilde kabul gördüğünü anlıyoruz. Rönesans'ın temel çıkış noktası, antik edebiyatın yol gösterici niteliğiydi. Rafayel'in gözünde, bu edebiyatın o dönem için en ünlü kişisi konumundaki Pilaton'un farklı bir yere sahip olması doğaldır. Örneğin, resimde Pilaton'un elinde tuttuğu kendi eseri olan Timayos, dönemin evren bilimi (kozmoloji) üzerinde oldukça etkin bir eserdir. Leyonardo'nun sanatsal anlamda Rafayel'e çok tesiri olduğunu biliyoruz. Dolayısı ile eserinde Pilaton'un suretini Leyonardo'ya benzetmesi bu bakımdan makul görünmektedir.

Pilaton, yalnızca Leyonardo'ya benzetilmemiş aynı zamanda onun resimlerinde sıkça gördüğümüz bir el hareketi ile betimlenmiştir. Gökyüzüne doğru çevrilmiş sağ elin işaret parmağı, Pilaton’un hayali formlarını simgeler gibidir. Aristoteles ise tam tersi bir jest yapmakta, sağ elinin avucu yere dönük, parmakları açık bir şekilde adeta Pilaton’un değişmeyen tinsel özlerine (idea) karşı dünyevi gerçekliği işaret etmektedir. Bu iki büyük filozofun farklılığı renklere de yansır. Pilaton’un elbisesindeki kırmızı ve kül rengi tonlar, ateş ve havayı temsil ederken; Aristoteles’in mavi ve kahverengi elbisesi, gökyüzü ve toprağı yani yeryüzünü mü temsil etmektedir?

Aristoteles, Pilaton ile arasındaki ayrılığı, kendi ağzından kısa ve öz tarif etmiştir.*

Aristoteles'in ifadesini kabaca dilimize uyarlarsak:

Pilaton ve hakikat dostumdur, ama hakikatı seçmek gerekir.

Bu arada sözü Pilaton’a da vermek lazım gelir. Diyogenes’in aktardığına göre Pilaton şöyle demektedir:

Aristoteles bize tekmeyi vurdu, tıpkı onları doğuran anayı tekmeleyen taylar gibi.”*

Aristoteles’in eserleri mantık, edebiyat, biyoloji, tarih ve felsefe konularında kaleme alınmış olup, yapıtlarının pek çoğu onun ölümünden sonra derlenmiştir. Aristoteles'e göre mantık, düşünme ilkelerini araştırır ve bu nedenle, felsefe yapmak için temel bir araçtır. Bu alanda, tümdengelime dayalı bir çıkarım sistemi ortaya koymuştur. Kendisinden önceki çalışmaları kullanarak ortaya koyduğu mantık sistematiği, asırlar boyu kabul görmüş ve kullanılmıştır. Aristoteles’i bir düşünür ve araştırmacı olarak ayrıcalıklı konuma getiren eserler, mantık ve dirim bilim (biyoloji) konularını içermektedir. Mantık çalışmaları bilimsel yaklaşımın kuramsal sistematiğini belirlerken, canlılar üzerinde yaptığı incelemeler, bilimsel araştırmanın ilk örneklerini oluşturur. Yaptığı gözlem ve araştırmaların, insandan peynir faresine, Avrupa bizonu'dan Akdeniz istiridyesine kadar geniş bir yelpazeyi içerdiği görülmektedir.** Özellikle deniz canlıları (ve yer adları) ile ilgili betimlemeler değerlendirildiğinde, kuvvetle muhtemeldir ki bu çalışmalar Assos ve çevresinde yapılmıştır.***

Assos kentine komşu Lesbos adasının (Midilli) yerlisi olan, bilgin ve düşünür Teğofırastos ile Assos’a gelen Aristoteles’in iyi bir dostluk kurdukları anlaşılmaktadır. Bu dostluk hem birbirlerinin çalışmalarına katkıda bulunmalarını sağlamış, hem de kullandıkları yöntem ve düşünceleri temel alan bir okulun doğmasına vesile olmuştur. Kaynaklar çok fazla bir şey söylemiyor olsa da Aristoteles’in Assos’ta dersler verdiği biliniyor. Burada yaklaşık 3 yıl geçirdiği tahmin edilmektedir. Atina’da kuracağı Lükeyon adlı okulun ilk denemelerini Assos’ta gerçekleştirmiş olması akla yakındır. Zira bu dönemde, Aristoteles’in gözlem ve sınıflamaya dayalı çalışmalarını yoğunlaştırdığını biliyoruz. Dolayısı ile uyguladığı yöntemleri derslerine de yansıttığını varsayabiliriz. Yeni bir çığır açan bu okul, Pilaton’un Akademiya'sını gölgede bırakmakla kalmaz aynı zamanda sonraki çağların eğitim kurumlarına da büyük ölçüde ilham kaynağı olur. Örneğin, Lükeyon’da yetişen düşünürler daha sonra Aleksandırya'daki (İskenderiye) bilimsel çalışmalara önemli katkılarda bulunmuştur.