Eski Çağların Önemli Hammaddesi: Şap (Alum)
Okuduğunuz kitabın ikinci bölümünde, Yılmaz Savaşçın, Assos taşı ile ilgili olarak bizi gizemli bir yolculuğa çıkaracak. Assos taşı (“Asya taşı” olarak da bilinir) üzerine Antik Çağ'dan bu yana çeşitli yorumların dile getirildiğini biliyoruz. “Ölü yiyici” olarak ünlenen Assos taşı, yalnızca ticari bir ürün değildi. Aynı zamanda, çözülmesi gereken bir sırdı ve bu nedenle büyük merak uyandırıyordu. Assos taşından yapılmış lahitlerin içine konan cesetlerin çok çabuk çürüdüğü ileri sürülüyordu. Pek çok araştırmacı, onun “ölü yiyici” özelliğinin doğru olup olmadığını anlamaya çalıştı; ama bugüne değin esrar perdesini aydınlatan olmadı. Zaman içinde, taşın türü ve özellikleri ile ilgili yanlış bilgilerin ortaya atılması (örneğin Assos taşının bir tür kireç taşı olduğu gibi), konuyu daha da karmaşık bir hâle getirdi. Serdaroğlu başkanlığında yapılan kazılar ve Savaşçın'ın çalışmaları neticesinde, Assos ve çevresindeki ocaklardan çıkarılan taşın gerçek hikâyesini keşfetmek mümkün oldu. Bu sürükleyici araştırmanın kilit role sahip öğelerinden biri de, şap mineralidir. Şimdi kısaca, Antik Çağ'dan bu yana şap kullanımına ilişkin bazı örnekler vermek sureti ile, kitabın ikinci bölümüne bir nevi hazırlık yapmış olalım.
Şap, ticari değeri yüksek bir hammadde olma özelliğini uzun zaman korumuştur. Kullanım alanı çok geniştir; öyle ki, şap için eski çağların petrolü yakıştırmasını yapabiliriz. Boya sabitleyici olarak cam ve dokuma işlerinde değerlendirildiğini biliyoruz. Bakteri oluşumunu önlemedeki tesirinin yanı sıra, kanı pıhtılaştırıcı özelliği sayesinde, tıp ve kozmetik alanında önemli bir yere sahipti. Avrupa'da yüksek kaliteli kağıtların yapımında yine şap mineralinden yararlanılıyordu. Ayrıca, su içindeki yabancı maddelerin topaklaşmasını sağlaması nedeni ile, eski çağlardan bu yana arıtma işlemi için de kullanılmıştır. Şapın bir diğer çarpıcı özelliği, yanmayı geciktirici etkisidir. Eskiden yapılarda ahşap malzeme çok bulunduğu için, yangınlar büyük bir tehlike oluşturuyordu. Ahşap üzerine şap minerali sürüldüğünde, ateşe karşı dayanıklılığı arttırmak mümkündü. Özellikle kuşatma savaşlarında, savunma ve saldırı silahlarındaki ahşap malzemenin korunması için şap biçilmiş kaftandı. Bir örnek vermek gerekir ise: Kuşatma sırasında sur duvarlarını yıkmak veya surların üzerine asker çıkarmak için ahşaptan yapılmış hareketli kuleler kullanılırdı. Bu araçların ateşten zarar görmesini engellemek için, dış yüzeyleri hayvan postları ile kaplanırken, ahşap malzemeye şap veya sirke emdirilmekteydi.*Aynı şekilde, kuşatma altındaki bir kentte, dışarıdan gelebilecek ateşli saldırılara karşı, ahşap yapılar şap ile dayanıklı hâle getiriliyordu.**
Şap, kimyasal özellikleri sayesinde, çok çeşitli alanlarda fayda sağlayan, işlevsel değeri yüksek bir maddedir. Simya çalışmalarında da oldukça popüler bir malzemeydi. Avrupa'nın özgürlükleri kısıtlayıcı Orta Çağ ortamı, sayısız gizli haberleşme yönteminin icat edilmesine neden olmuştur. Porta*** ve Tiritemiyus**** gibi yazarların eserlerinde gizli haberleşme ile ilgili çok sayıda yöntem zikredilmiştir. Şap ve sirke kullanarak “görünmeyen mürekkep” üretmek bunlardan yalnızca bir tanesiydi. Bu işlemde amaç, yumurta üzerine dışarıdan bakıldığında kimsenin görmediği bir iletiyi yazmaktı. Tarifi şu şekildedir: Şap tuzu, bir miktar sirke içinde eritilerek yazı yazmak için gerekli karışım hazırlanır. Önceden iyice kaynatılmış olan yumurtanın kabuğu üzerine, karışıma batırılan bir fırçanın yardımı ile yazı yazılır. Yumurta, kuruması için bir süre bekletilir, böylece üzerindeki yazının tamamen kaybolması sağlanır. Son aşamada ise, yumurta, iletiyi alacak kişiye gönderilir. Alıcı, dışarıdan bakıldığında gayet sıradan görünen yumurtanın kabuğunu soyduğunda, gizlenmiş yazıyı okuyabilir; çünkü tüm yazı yumurtanın dış beyaz katmanı üzerine geçmiştir. Özellikle zindana atılmış kişilere haber göndermek için akla uygun bir yöntem gibi durmaktadır. Bu taktiği denemek isteyen okuyucu olursa, şaplı yumurtayı yememesini tavsiye ederiz.
Görünmez mürekkep kullanımı ve şifreleme yöntemleri gibi gizli haberleşme teknikleri, insanlık tarihinde uzun zamandan beri uygulanmaktadır. Doğal olarak, söz konusu taktiklerin hepsi Orta Çağ'da icat edilmedi. Antik metinler, pek çok konuda olduğu gibi, bu alanda da araştırmacılara ilham kaynağı olmuştur. Örneğin Porta, eserinde Teğofırastos'tan alıntılar yapar. Teğofırastos'un, ağaç gövdesi üzerinde kendiliğinden oluşmuş gibi görünen yazı ve işaretlerin nasıl yapıldığını tarif ettiğini anlatır. Bu yönteme göre, ağaç gövdesinin üst yumuşak kabuğu sıyrıldıktan sonra alt katmanlara işaret veya yazılar oyulur. Tekrar kapatılan sıyrılmış kabuk gövdesi, doğal gelişimini sürdürür. Zamanla, yapılan işaret veya yazı, ağacın dış yüzeyinde belirmeye başlar. Teğofırastos, bu çeşit kurnazlıkların, özellikle “ilahî mesaj” gibi sunulduğunu belirtir. Çeşitli bitki veya hayvan kürkleri üzerinde birtakım yazı ya da sembollerin ortaya çıkması, günümüzde de rastladığımız olgulardır. Şans eseri olanları bir tarafa bırakırsak, bunların çoğu, kökeni çok eski zamanlara dayanan, “aldatma” sanatının örnekleridir.
Şap, kabaca göstermeye çalıştığımız gibi, tarih boyunca sayısız amaca hizmet etmiştir. Günümüzde çoğu alanda yerini farklı malzemelere bırakmış olsa da, çeşitli şekillerde bu doğal maddeden yararlanmaya devam ediyoruz. Daha önce vurguladığımız üzere, kitabımızın ikinci bölümü, gizemli Assos taşının izini sürmektedir ve esrar perdesini aydınlatmak için şap yine başlıca yardımcımız olacaktır.